24 Temmuz 2012 Salı
Cesetler fazla ölü
Silah zoruyla alıyorum kelimeleri paslanmış kalp daktilosundan. Dönüştükçe şah damarı tıkanmış duygular yazıya,titriyor kadeh titriyor zaman. Yüzeysel düşünmeye çalışıyorum,ayrıntıya kapılmadan. Çünkü biliyorum kapılırsam savaşırım kendimle,kendime hiç acımadan. Ters,düz eder beni konuşmayı yeni sökmüş her fotoğraf karesi. O kadar acımasız ki, "ağla" oluyor hepsinin ilk kelimesi. "Nefessiz kal,bakmaya kork başka kırmızı dudaklara,at kendini en ıssız tren raylarına ve sana çarpmasını bekle terkedip intihar ettiren kadının bindiği demirden tabutun." Bırak şimdi bu süslü cümleleri, sen yoksun.
Büyük atan kazanırdı oyunlarda. Sen benim yalanlarımın yanında oldukça büyük attın,kaybettim. Kaybedecek bir şeyim yok zannederdim ağladığımda artık gözyaşlarımın akmadığını farkedene kadar. Köpükten bir dünya kurmuştum,ıslandı tüm sokaklar. Gittin ya,derileri yüzüldü tüm yaşayan insanların. Artık sevişemiyorlar. Aslında bakacak olursak ay bile terketmişken yıldızları bu gece,seninki sadece kırıntılarıydı. Martılar'ın gelip onları yemelerini bekliyorum. Bırak şimdi bu süslü cümleleri de aklıma geldi, sen yoksun.
Buz kütleleri yağıyor ruhumdan gökyüzüne doğru. Dondu henüz yağamayan yağmurlar,dondu başlangıçlar. Dans ediyor tüm sonlar cesetlerle. "Bu cesetler fazla ölü" diye fısıldıyor çocukların hayallerini çalan o kötü adam. Bir parça fedakarlık serpsek dünyaya anca erişir yanıma da... Değerimi bilemedin kadın ;
"Ruhundaki düğümleri çözmek için tırnaklarımı bile uzatmıştım oysa."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)