Beynimde dönen ses dalgaları beni çıldırtıyor. Bedenimi yakıyor ruhumun çok da derininde olmayan siyah güçler. Hafızamı yoklayıp cesaretimi toplayan anlar avlıyorum. Mesela saçların vardı,rüzgar dalgalandırdığında kalbimin gülümsediği o güzel saçların.. Onları tutup birlikte yürüdüğümüz her kaldırım taşında seni bir paspas gibi sürüklemek istiyorum. Silsin tüm ayak izlerimizi ve yaşanmamış kılsın o günleri.
Ne küfür ediyorum sana ne de lanet okuyorum. Modası çoktan geçmiş bir tanrı mı verecek cezanı ? Ona da güvenmiyorum. Sadece,seni düşünürken daralan göğüs kafesimde sıkışıp geber istiyorum.
Yanımda olsan tereddüte düşmeden atarım seni gözümden aşağıya,sonsuza dek düşersin. Ama sana yine de kıyamıyorum kadın. Al şarkılarını,al beynimde kalan film karelerinin son kırıntılarını ve bir daha gözüme gözükme sakın.
Münasip bir yerine soksun evren,bana seni hatırlatan her şeyi.. Aklıma takıldı da,hepsini alabilir mi ?
30 Nisan 2012 Pazartesi
20 Nisan 2012 Cuma
Judia
Seni istememeyi istiyorum. Çünkü istedikçe ben,çakılıyorum kayalara şelalelerin en üstünden. Cesedimi de bulamıyorum üstelik. Yok oluyorum. Yok ediyorsun. Ah,hayır Judia. Yanlış anlama. Sana karşı aşk hissetmiyorum. Sadece baktığım her yolda sen ve beni el ele yürürken görüyorum. Lafı açılmışken... Çok şey mi istiyorum ?
Elin dokunmuyor ya koluma,karşıdan karşıya geçmeye korkuyorum. Sevgilisinden ayrılmış,dalgın ya da sarhoş bir sürücü her an bana çarpıp beni senden uzaklaştıracakmış gibi hissediyorum. Hem de Judia, o kadar uzağa ki ! Düşün ; Benden mutluluğa kadar...
Uzaklaşmamayı diliyorum,Lafı açılmışken.. Çok şey mi istiyorum ?
Aslına bakacak olursan Judia, o kadar küçüldün ki seni gittiğim her yere elimde taşıyabiliyorum. O kadar küçüldün ki,kanatlanıp uçabileceğini zannediyorum. Oysa kanat vermeyi unutmuşlar sana, ben veriyorum. Bu geceyi bitiren son bir sigara yakıyorum ve havaya yükselen dumanla birlikte defolup gidiyorsun Judia. Kaldıkça sen, can çekişen bir kız çocuğunun sesini duyuyorum.
Yok ol istiyorum Judia ! Çok olmadan,yok ol...
Elin dokunmuyor ya koluma,karşıdan karşıya geçmeye korkuyorum. Sevgilisinden ayrılmış,dalgın ya da sarhoş bir sürücü her an bana çarpıp beni senden uzaklaştıracakmış gibi hissediyorum. Hem de Judia, o kadar uzağa ki ! Düşün ; Benden mutluluğa kadar...
Uzaklaşmamayı diliyorum,Lafı açılmışken.. Çok şey mi istiyorum ?
Aslına bakacak olursan Judia, o kadar küçüldün ki seni gittiğim her yere elimde taşıyabiliyorum. O kadar küçüldün ki,kanatlanıp uçabileceğini zannediyorum. Oysa kanat vermeyi unutmuşlar sana, ben veriyorum. Bu geceyi bitiren son bir sigara yakıyorum ve havaya yükselen dumanla birlikte defolup gidiyorsun Judia. Kaldıkça sen, can çekişen bir kız çocuğunun sesini duyuyorum.
Yok ol istiyorum Judia ! Çok olmadan,yok ol...
17 Nisan 2012 Salı
13
Bilinçaltıma gidecek olan bir otobüs var bu gece, henüz kestiremediğim bir saatte. İstisnası olmayan bir kalkış yapacak, ya sevdiğim şarkının nakaratında ya da gördüğüm şeffaf bir rüyanın tam ortasında.
Kimyamı bozup dengemle oynayan kadına gidiyorum bu gece, yasak olduğunu bile bile. Sahte bir kimlik ve kaçak bir biletle. Elimde 3 değil 13 bavul olsa zor sığdırırım paranoya dağının zirvesinden koparıp getirdiğim soru işaretlerimi içlerine.
Yelkovanı durduracağım bu gece. Geçmesin zaman. İyileşmek için içtiğimiz ağrı kesicilerin yan etkileri gibi çünkü, bana ‘’iyi geceler’’ dilememiş olman. Biraz da laubali, varoş bir kadının ağzındaki sakızıyla üstünü kirleten çocuğunu azarlayışı gibi.
Dile gelecek bu gece. Yine, tam da böyle hissettiğimde her şeyi mükemmel kılacak, dünyanın en deneyimli sihirbazı gibi elindeki değnekle.
Ve evet, bir otobüs kalkacak bu gece, ben ‘’dur !’’ diyene kadar gidecek kulağımdaki notaların ahengiyle...
Kimyamı bozup dengemle oynayan kadına gidiyorum bu gece, yasak olduğunu bile bile. Sahte bir kimlik ve kaçak bir biletle. Elimde 3 değil 13 bavul olsa zor sığdırırım paranoya dağının zirvesinden koparıp getirdiğim soru işaretlerimi içlerine.
Yelkovanı durduracağım bu gece. Geçmesin zaman. İyileşmek için içtiğimiz ağrı kesicilerin yan etkileri gibi çünkü, bana ‘’iyi geceler’’ dilememiş olman. Biraz da laubali, varoş bir kadının ağzındaki sakızıyla üstünü kirleten çocuğunu azarlayışı gibi.
Dile gelecek bu gece. Yine, tam da böyle hissettiğimde her şeyi mükemmel kılacak, dünyanın en deneyimli sihirbazı gibi elindeki değnekle.
Ve evet, bir otobüs kalkacak bu gece, ben ‘’dur !’’ diyene kadar gidecek kulağımdaki notaların ahengiyle...
Hissettirmeden
‘’ Güneş’e aldanma!’’ dedi annem, ‘’Hastalanırsın..’’
Oysa soğuk hiç kandırmaz insanı, soğuksa soğuktur. Hatta estirdiği ufacık bir rüzgarda ‘’iliğine kadar üşeyeceksin.’’ Mesajını bile verir. Güneş koca bir yalancı. Buna rağmen insanların çoğu güneşi daha çok sever.Aldanmaya meyilli bir insan topluluğu... Bu yüzden, aldatıyorum seni kadın!
Sana hissettiğim hiçbir şeyi söylemiyorum. Sessizce seviyorum, hiç hissettirmeden.Hissettiğim an yoksun çünkü, biliyorum.
Eğer sensizken aslında kimsesiz olduğumu bilsen, şaraptan havuzlarda yüzer gibi hissedersin zevkten, ben çaresizlikler içinde yüzerken, bunu da biliyorum. Biliyorum her şeyi aslında, çünkü hissettirmeden tanıyorum.
Beni senden uzaklaştıran şeyler kendini ‘’eski’’ sıfatının altına gizliyor. Ruhuma dokunduğun her an gökyüzünden düşen bir taş çarpıyor kafama, üzerinde bir notla; ‘’eski’’ yazıyor.. Ben yine sana hissettirmiyorum. Çünkü hissedersen beni kan revan içinde bırakacak cümleler kurarsın, biliyorum. Ben her şeyi biliyorum kadın! Ama sen hiç hissetmiyorsun.
Yağmur öyle deli yağsın ki, sertliğine dayanamayan kemiklerim kırılsın istiyorum. Evet, öyle bir yağmur yağsın ki gözlerimden insanlık utansın ve bir daha başını gökyüzüne kaldıramasın istiyorum. Yağdırabilirsin biliyorum, ama bunu sana hissettirmiyorum. Hissedersen yatağımı bana karşı kışkırtıp, beni uyutmamasını sağlayacağını biliyorum. Ben her şeyi biliyorum kadın! Çünkü hissettirmeden tanıyorum.
Kalbim yanıyor, duman’ı ‘’hissettirme!’’ diye haykırıyor. Duman bile sardığı sigarasını içip acır gözlerle bana bakıyor. Ve lanet olsun ki biliyorum, sen de beni aldatıyorsun kadın! Çünkü her üzüldüğünü söylediğinde yanaklarından aşağıya timsahlar süzülüyor..
Oysa soğuk hiç kandırmaz insanı, soğuksa soğuktur. Hatta estirdiği ufacık bir rüzgarda ‘’iliğine kadar üşeyeceksin.’’ Mesajını bile verir. Güneş koca bir yalancı. Buna rağmen insanların çoğu güneşi daha çok sever.Aldanmaya meyilli bir insan topluluğu... Bu yüzden, aldatıyorum seni kadın!
Sana hissettiğim hiçbir şeyi söylemiyorum. Sessizce seviyorum, hiç hissettirmeden.Hissettiğim an yoksun çünkü, biliyorum.
Eğer sensizken aslında kimsesiz olduğumu bilsen, şaraptan havuzlarda yüzer gibi hissedersin zevkten, ben çaresizlikler içinde yüzerken, bunu da biliyorum. Biliyorum her şeyi aslında, çünkü hissettirmeden tanıyorum.
Beni senden uzaklaştıran şeyler kendini ‘’eski’’ sıfatının altına gizliyor. Ruhuma dokunduğun her an gökyüzünden düşen bir taş çarpıyor kafama, üzerinde bir notla; ‘’eski’’ yazıyor.. Ben yine sana hissettirmiyorum. Çünkü hissedersen beni kan revan içinde bırakacak cümleler kurarsın, biliyorum. Ben her şeyi biliyorum kadın! Ama sen hiç hissetmiyorsun.
Yağmur öyle deli yağsın ki, sertliğine dayanamayan kemiklerim kırılsın istiyorum. Evet, öyle bir yağmur yağsın ki gözlerimden insanlık utansın ve bir daha başını gökyüzüne kaldıramasın istiyorum. Yağdırabilirsin biliyorum, ama bunu sana hissettirmiyorum. Hissedersen yatağımı bana karşı kışkırtıp, beni uyutmamasını sağlayacağını biliyorum. Ben her şeyi biliyorum kadın! Çünkü hissettirmeden tanıyorum.
Kalbim yanıyor, duman’ı ‘’hissettirme!’’ diye haykırıyor. Duman bile sardığı sigarasını içip acır gözlerle bana bakıyor. Ve lanet olsun ki biliyorum, sen de beni aldatıyorsun kadın! Çünkü her üzüldüğünü söylediğinde yanaklarından aşağıya timsahlar süzülüyor..
Kadın
Deprem mi oluyor, yoksa ben mi titriyorum? Şiddetli, en az dinlemekten hiç bıkmadığım '' O '' şarkıcının sesi kadar. Dünyadaki tüm insanların hüzünlerini taşıyormuşum gibi hissettiriyor...
Yıkılıyorum, müziğe aşık bir çingenenin rastgele yapmış olduğu gecekondusu gibi, tek sallanışta.. Gururumdan vazgeçtim, halimi gör istiyorum kadın! Aşk atsan yere düşmez...
Uzaklıksa istediğin ne başka bir ülkedesin ne de başka bir şehirde. Ben seni farklı bir gezegene yolladım, kendi ellerimle. Ne el salladın giderken arkana bakıp ne de kalmaya çalıştın, haklıydın.. Kulağımı bir kez kalbine yaslayarak kalp ritmimin seninkiyle düet yapmasını, bu düetin dünyanın en güzel şarkısı olmasını isterdm. İsterdim aslında, nefes alıp verişlerini duyup senin gibi nefes almaya çalışmayı. Ah, bu arada, tam şu anda sevdiğimiz şarkının nakaratı geli- Deprem mi oldu kadın! Yoksa ben mi titriyorum ?
Yıkılıyorum, müziğe aşık bir çingenenin rastgele yapmış olduğu gecekondusu gibi, tek sallanışta.. Gururumdan vazgeçtim, halimi gör istiyorum kadın! Aşk atsan yere düşmez...
Uzaklıksa istediğin ne başka bir ülkedesin ne de başka bir şehirde. Ben seni farklı bir gezegene yolladım, kendi ellerimle. Ne el salladın giderken arkana bakıp ne de kalmaya çalıştın, haklıydın.. Kulağımı bir kez kalbine yaslayarak kalp ritmimin seninkiyle düet yapmasını, bu düetin dünyanın en güzel şarkısı olmasını isterdm. İsterdim aslında, nefes alıp verişlerini duyup senin gibi nefes almaya çalışmayı. Ah, bu arada, tam şu anda sevdiğimiz şarkının nakaratı geli- Deprem mi oldu kadın! Yoksa ben mi titriyorum ?
Illuminated
Bir nota.. Zamanın neresinden geldiği belli olmayan ve sahipsiz bir bulutun taşıdığı. İncinmiş ama hala kırılgan bir nota. Çürümeye yüz tutmuş müsvette kağıtlarında bulunan ama hala gün ışığına kavuşmamış..
Bir nota.. Sesler dünyasında renklerin en siyahına saklanmış ama hala kulaklarda çınlayan hüzne sahip olan.. Işıktan nefret eder, yüzü görünmesin diye keser en etkili aydınlığı bile ufacık bir makasla.
Bir nota.. Yalnızlığı çok sever. Gider de oturur, yolculuk yaptığı her trenin en arka koltuğuna. Temiz, tertemiz! Çünkü bulduğu her yağmurun altına atmış kendini şuursuzca..
Bir nota.. Kaybettirmiş ona dostlarını, hırsla tırmandığı her yokuş. Sonsuzlugun sırrını aramış ama bulamadan edinmiş her seferinde bir yok oluş. Yok olmuş. Zerre zerre..Ten ten.. Her şey bir anda kaybolmuş..
Bir nota.. Çıkıp gecenin karanlığında sokak lambalarının saçlarını tarayabileceğine inanacak kadar şizofren ama aslında karanlıkta dışarı çıkacak kadar cesareti bile olmayan. Ve dünyanın en güzel şarkısında bulunan ‘’illuminated’’ adında.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)